Uzun bir aradan sonra böyyük böyyük binaların olduğu, Los Angelas görünümlü, Ürdün ruhlu Kuala Lumpur’dan merhaba!
Merkezde güzel bir otelde kalmak yerine şehrin ruhunu anlamak için seçimim Airbnb evi oldu. Ev sahibim, Hint ve Çin asıllı Malezya vatandaşıydı. Bu yüzden vardığımda, aç olup olmadığımı ya da bir kahve içip içmeyeceğimi sormamasını yadırgamadım.
Malezya’da, Malay-Çin-Hint üç farklı etnik köken bulunuyor.
Zamanında İngilizler zengin yer altı kaynağı keşfedince önce yiğidin harman olduğu memleket Tokat/Niksar’a gitmiş, oradan istediği dönüşü alamayınca Tarım için Hintlileri, Madenler içinse Çinlileri Malezya’ya getirmiş.
İngiltere tarafından sömürülmeleri kaynaklı, ülkede neredeyse herkes İngilizce biliyor. Bilmekle kalmıyor, çok da akıcı konuşuyorlar. Birkaç gün önce kahve siparişimi alan türbanlı bacım ismimin ve soy ismimin kısalığıyla ilgili şaka yaptı. O kadar hızlı ve akıcıydı ki anlayamadım. Ayıp olmasın diye gülmekle yetindim.
İşbu satırlar, Vietnam topraklarından yazıldığı için olayın büyüsü kaçmış bulunmaktadır. Sonuç olarak, lüks yaşamı uygun fiyata yaşamak isteyen dijital göçebeler için Kuala Lumpur uygun bir yer.
